02.06.2008/Sayı:189
TÜRKSOLU Anasayfa
Başyazı
Türkiye
Dünya
Söyleşi
Bize Yazın

Manifesto
Gelenek
Çıkarken
Ulusal Sol
Abonelik
Arşiv
İleri Dergisi
Atatürkçü Düşünce Kulüpleri Federasyonu
Afişler
Künye


Atatürk
 Deniz Gezmiş Che Guevara

Türkiye Okan İşbecer

Perinçek ihbarcılığa devam ediyor!

Perinçek, Engin Ardıç’ın baş harflerini vererek darbe ortamı yaratmakla suçladığı komutanları deşifre etti

Perinçek, Engin Ardıç’ın baş harflerini vererek darbe ortamı yaratmakla suçladığı komutanları deşifre etti

Ergenekon operasyonu kapsamında tutuklanan Perinçek, ifade verirken gösterdiği konuşkanlıkla kendisini tutuklayanların yüzünü kara çıkarmamaya devam ediyor.

Daha önceki sayılarımızda Perinçek’in meşhur ifadelerine değinmiştik. 12 Mart döneminde kendi örgütünün bütün elemanlarını ihbar ederek cezaevinde “güvenlik” altına alan Perinçek, Kürt-İslam faşizminin tasfiye operasyonu olan Ergenekon’da da başrolü kaptı.

Son dönemin moda konusu darbeler ve darbe tezgahlayan gizli ulusalcı örgütlenmeler. AKP kendine muhalif olma potansiyeli gösteren tüm kesimleri bir şekilde bu örgütlenmenin içindeymiş gibi göstererek büyük bir tasfiye operasyonuna girişti. Bu operasyonda ise bazı maşalar AKP’ye çanak tutmakla görevlendirildi.

İşte bu operasyonun kilit adamlarından biri de Perinçek oldu. Gözaltına alınır alınmaz gösterdiği konuşkanlık ve verdiği sayfalarca ifade ile Ergenekon’un yıldızı oldu. E ne de olsa eski ihbarcılardandı kendisi. Eğer gerçekten böyle bir örgütlenme varsa, bunu ancak ve ancak Perinçek ortaya çıkarabilirdi. Perinçek de efendilerini memnun etmek için elinden geleni ardına koymadı. Ergenekon operasyonunda gözaltına alınan ve tutuklanan kişilerle ilgili ikili görüşmelerden telefonla konuşmalara kadar olabildiğince ayrıntılı bir ifade veren Perinçek, böylece AKP’nin ekmeğine yağ sürmüş oldu. Böylece AKP yandaşı medya dışarıdan, Perinçek içeriden üzerlerine düşen görevi yerine getirmeye çalıştılar.

Son olarak ise Ardıç kuşunun da başını belaya sokan bazı komutanların sözde deşifre edilmelerinin altından da Perinçek çıktı. Perinçek geçen haftaki yazısında -bu adama cezaevinde nasıl yazı yazdırıyorlarsa- AKP yandaşı kimi kalemşorların isimlerinin baş harflerini yazarak ortaya attıkları emekli komutanları deşifre ediyor. Hem de Fethullahçılar Türk Ordusu’na tuzak kuruyorlar diyerek.

Geçen hafta değindiğimiz Engin Ardıç’ın “06 HK” rumuzlu birisinin Ergenekon’un başı olduğunu iddia ettiği yazısından sonra başlayan tartışmada Perinçek bir adım daha atarak adı geçen komutanların isimlerini verdi. Ardıç’ın yazısını yayınlamasından sonra Emekli Orgeneral Hüseyin Kıvrıkoğlu, Ardıç’a bir mektup göndererek bu iddialarını kanıtlamasını, aksi taktirde hukuki yollara başvuracağını belirtmişti. Ardıç da konu ile ilgili olarak köşesinde yaptığı açıklamada; “Aman Paşam, ben ettim siz etmeyin. Şerefim üzerine yemin ederim ki sizi kastetmedim” yollu birşeyler gevelemiş ve bu iddiaları Aydınlık’ta yayınlayan Perinçek’e veryansın etmişti.

Perinçek, Engin Ardıç’ın baş harflerini vererek darbe ortamı yaratmakla suçladığı komutanları deşifre etti23 Mayıs günü Sabah Gazetesi Genel Yayın Yönetmeni Ergun Babahan’a bir açıklama gönderen Perinçek, Engin Ardıç’ın baş harflerini vererek darbe ortamı yaratmakla suçladığı komutanları deşifre etti. Perinçek; “Ardıç, bu yazısında Ergenekon örgütünde üç numaranın Veli Küçük olduğunu ileri sürmüş, iki numaranın 06 DS, bir numaranın 06 HK plakalı olduğunu öne sürmüştü. Ardıç’ın hedef gösterdiği HK rumuzlu komutanın eski Genel Kurmay Başkanı Org. Hüseyin Kıvrıkoğlu, DS rumuzlu komutanın da Emekli Tümgeneral Doğu Silahçıoğlu olduğunu” açıkladı.

Fethullahçı Gladyonun çamur attığını iddia ettiği komutanları savunmak adına onları deşifre eden Perinçek anlayacağınız yine yaptı numarasını. Böylelikle Kürt-İslamcı faşistlere önemli bir hizmette daha bulunmuş oldu. Bunu yaparken bir taraftan da kendini kahraman gibi göstermeyi ihmal etmedi. Fethullahçıların sözde iddiaları arasında “DP” rumuzlu bir siyasetçi olduğunu yazan Perinçek, söz konusu DP’nin kendisi olduğunu itiraf etmiş. Ama görün bakın bunu nasıl yüceltiyor: “Yeni okuyorum bu Ergenekon kitaplarını. Her üç toplantının demirbaşı olan DP harflerine takılıyor gözlerim. “Siyasetçi” imiş! Acaba ‘Bana ne?’ mi desem, çünkü ‘genel başkan’ yazmamış. Ben de FT, TK, KY, ÇD adlı generaller gibi üzerime almam ve tam siper olurum, geçer gider.

Fakat birden adı DP harfleriyle başlayan yüzlerce siyasetçiyi düşünüyorum, onlara ayıp olmaz mı, hepsi şüphe altında kalacak.

Atatürk Lisesi Ortaokul 1-D sınıfında da öyle yapmıştım. Derste bir yaramazlık oldu. Öğretmen bizim bulunduğumuz sıralara bağırmıştı: ‘Kim yaptı onu?’ Ses yok. Bu kez daha yüksek sesle ve daha öfkeli bağırdı: ‘Kim yaptı diyorum size!’

Yanımdaki arkadaşım korku içinde, tam siper. Ayağa kalktım; ‘Hocam ben yaptım.’ Hoca, Fethullahçı Gladyo gibi değil, gerçeği bulmaya çalışıyor. ‘Hayır, sen yapmadın’ diyor. Ben de arkadaşımı kurtarmak için, o suçu işlediğimi ispat etmeye çalışıyorum. EVET ‘DP’ BENİM!”

Görüyor musunuz Perinçek’in fedakarlığını? Suçlu arkadaşlarını korumak için kendini suçsuz olduğu halde ateşe atıyor! “Genelkurmay Başkanı’ndan Kuvvet Komutanlarına kadar hepsi tam siper. Hiç kimse üzerine almıyor. Başlar bu kadar eğik” diyen Perinçek sözüm ona onları kurtarmak için suçu üstleniyor. Sonra da “Ben Fethullahçı Gladyo’nun uydurduğu DP olarak 12 yaşımda yaptığım gibi ayağa kalkıyorum ve bağırıyorum: Ya istiklâl ya ölüm!” Güldürme bizi Doğu! Anladık iyi senaristsin. Kendini feda ettiğini anlatıyorsun ama sorarlar adama komutanları niye deşifre ediyorsun?

Bir de Perinçek’in Türk ve dünya devrimindeki yerini belirttiği bir yer var ki gülmekten öldürüyordu bizi. Perinçek darbeci olmadığını anlatmaya çalışırken biraz uçmuş: “Halk devrimcisiyim ben; Mustafa Kemal gibi, Mao gibi, Bin Bella gibi, Lumumba gibi, Ho Şi Minh gibi, Chavez gibi.” Yapma Doğu! Bu millet 40 yıldır seni tanıyor. Bu 40 yılın bırak 40 dakikasını 40 saniyesinde halkla ve devrimcilikle alakan olmamış. Bırak bu ayakları da kendini daha fazla gülünç hale getirme!

Son olarak, Perinçek denildiğinde akla ihbarcılık gelir. 1979’da 12 Eylülcülere solcuları ihbar eden Perinçek, 2008’de de komutanları AKP’ye ihbar ediyor.


Erbakan’a yazlık hapsi

Necmettin ErbakanNecmettin Erbakan’ın “özel evrakta sahtecilik” suçundan aldığı ceza onaylandı ve “Hoca” 2 yıl 4 aylık cezasını çekmeye başladı. “Kayıp Trilyon” davasından yargılanan ve ceza alan Erbakan için AKP’nin düzenlediği yasa değişikliği nedeniyle cezasını “ev hapsi” olarak çekmesi kararlaştırılmıştı. Avukatlarının bozma talebini değerlendiren Yargıtay, talebin reddine ve cezasını evinde çekmesine karar verdi.

Ceza dediysek de bildiğimiz cezalardan zannetmeyin. Erbakan cezasını çekmek üzere Altınoluk’taki yazlığına gitti. Yazlığında beş yıldızlı konforda “çile” dolduracak olan Erbakan’ı eminiz ki Tekirdağ’da çok konforlu cezaevinde Perinçek bile kıskanmıştır.

Korumaları ve bakıcıları eşliğinde Altınoluk’a giderek cezasını çekmeye başlayan Erbakan’ın ceza koşulları da çok iyi.

Yanında sürekli korumalarının ve bakıcılarının bulunacağı Erbakan, istediği zaman yazlığının bahçesinde dolaşabilecek. Kendi içerde olan Erbakan’ın sesinin de içerde olması gibi bir zorunluluk yok. İsteyen istediği zaman Hoca’yla telefonda görüşebilecek. Ayrıca Erbakan istediği zaman misafir de kabul edebilecek. Sesli ve görüntülü olarak telekonferanslara ve hatta mitinglere canlı bağlanabilecek. Erbakan’ı ziyaret etmek isteyen müritlerine hiçbir engel yok. İstedikleri zaman, hem de izinli olarak “Hocalarını” ziyaret edebilecekler. Normalde Erbakan’ın yazlık sınırları dışına çıkması yasak. Ancak geçerli bir mazeretle bu sıkıntıyı da aşabilecek. Diyelim evde tadilat var, Erbakan isterse Ankara’daki veya İstanbul’daki evlerinden birine geçerek çile doldurmaya devam edebilecek. Hoca Cuma namazlarında isterse yine izinli olarak cemaat içine karışabilecek.

Hoca’ya sadece denize girmek yasakmış. Ama üzülmesin, yazlığının havuzuna girip yüzebilecek. Ayriyeten doktor illa deniz suyu tavsiye ederse deniz yasağı da kalkıyor.

Bir tek her gün evde olup olmadığı eve gelerek veya telefonla kontrol edilecekmiş. Bence buna hiç gerek yok. Erbakan bu koşulları bırakıp da bir yere gitmez. Böyle cezanın bitmesini kim ister?

Anlayacağınız, Erbakan Altınoluk’ta Jandarma koruması altında 2 yıl 4 ay tatil yapacak. Buna benzer bir örnek de İmralı’da yaşanıyor. Ama Apo’nunki bile Erbakan’la karşılaştırılamaz.


Evrensel, Taraf ve Deniz

Taraf’ın dışarıdan da yazılar aldığı “Hertaraf” adlı forum sayfasında Rasim Ozan Kütahyalı isimli biri Deniz’ler üzerine bir yazı yazıyor. Özetle Deniz’lerin yolunun Kemalizm olduğu ve bu yolun takipçiliğinin ise ulusalcılığa götüreceği söyleniyor. Evrensel gazetesi gözüne Taraf’ı kestirdi. Neden mi? Geçtiğimiz hafta Evrensel’de yer alan bir habere göre Taraf gazetesi dağılmanın eşiğine gelmiş. Söz konusu haberde bunun temel nedeninin de Taraf gazetesinin çizgisinde yaşanan değişim olduğundan bahsediliyor. Ancak haberin devamı okunduğunda asıl kavganın Deniz Gezmiş kavgası olduğu anlaşılıyor. Taraf gazetesinin forum sayfasında iki haftadır süren Deniz Gezmiş tartışması sözde Deniz takipçisi Evrensel’i rahatsız etmiş. Ama Evrenselcilerin içerisinde oturup da iddialara cevap yazacak bir tane Deniz Gezmiş savunucusu çıkmadığı için “Taraf Deniz’e saldırıyor” tarzında ağlamaklı bir haber yapıp, Taraf dağılmanın eşiğinde gibi atmasyonlarla komik durumlara düşüyorlar.

Tam da Fethullahçıların ve Taha’nın Deniz’e saldırdığı günlerde Taraf’ta da bir tartışma başlıyor. 17 Mayıs tarihinde Taraf’ın dışarıdan da yazılar aldığı “Hertaraf” adlı forum sayfasında Rasim Ozan Kütahyalı isimli biri Deniz’ler üzerine bir yazı yazıyor. Özetle Deniz’lerin yolunun Kemalizm olduğu ve bu yolun takipçiliğinin ise ulusalcılığa götüreceği söyleniyor. Tabi bunu olumlu bir şey olarak söylemiyor ve 68 mirasını reddediyor. Deniz’lerin milliyetçi olduğunu ve bu milliyetçiliğin solla birleşik bir milliyetçilik olduğu için çok tehlikeli olduğunu söyleyen Ozan Kütahyalı, Deniz’leri yabancı düşmanı olmakla suçluyor. “O dönem atılan devrimci-milliyetçi tohumların, günümüz ulusal sol siyasi dilin oluşmasındaki payı büyüktür” diyen Kütahyalı da aslında bilerek ya da bilmeyerek Deniz’lerin mirasçısının TÜRKSOLU olduğunu itiraf ediyor.

Deniz’lerin takipçisi olduğunu iddia eden Evrensel, Kütahyalı’ya cevap veremediği için ağlayıp sızlıyor, “Tarafçılar Deniz’lere saldırıyor” diye. Be adam sen necisin? Madem ortada senin köklerine bir saldırı var, nerede Deniz’in sözde silah arkadaşı Mustafa Yalçıner? Neden Deniz’i savunacak bir iki kelamda bulunmuyor? Şimdilerde “Hatırla Sevgili” dizisinde Deniz’i oynayan artistle Anadolu’da dolaşıp daha çok para kazanmak için danışmanı olduğu dizinin reklamını yapıyor da, o kadar nemalandığı Deniz’e kazandığı onca paranın hatırı için neden sahip çıkmıyor? Yanlış anlaşılmasın bu satırları EMEP, Evrensel ya da Mustafa Yalçıner Deniz’lere sahip çıksın diye yazmıyorum. Gölge etmesinler başka bir şey istemez. Sadece bu adamların içine düştüğü zavallı durumu herkes görsün ve ibret alsın. Aslında ağlayıp zırlamanız Deniz’in takipçisi olduğunuz için değil. Bugüne kadar Deniz’leri sömürdünüz ama sizin için Deniz bitti. Artık Deniz’lerin kim olduğu ve ne için mücadele ettiği çok iyi biliniyor ve Deniz’lerin gerçek mirasına sahip çıkan devrimci, milliyetçi bir sol hareket var. O nedenle bu tip ağlayıp zırlamaların hiçbir faydası yok.

Son olarak Rasim Ozan Kütahyalı’nın yazısında yer alan bir yanlış anlamaya cevap verelim ve bu bahsi kapayalım. Kütahyalı, yazısında Deniz’leri yabancı düşmanı ve ırkçı olmakla suçluyor.

Deniz de her Atatürk milliyetçisi gibi, her antiemperyalist gibi Türkiye’yi sömürmek isteyenlere ve bölmek isteyenlere düşmandı. Bu durumu babasına yazdığı 29 Ocak 1971 tarihli mektubunda şöyle belirtir:

“Baba; Sana her zaman müteşekkirim. Çünkü Kemalist düşünceyle yetiştirdin beni. Küçüklüğümden beri evde devamlı Kurtuluş Savaşı anılarıyla büyüdüm. Ve o zamandan beri yabancılardan nefret ettim.”

Görüldüğü gibi Deniz’in yabancı düşmanlığı ırkçılığından değil, tamamen antiemperyalist olmasından. Tabi bizim “Hertaraf”çının antiemperyalizmden haberi olmadığı için bunu algılayamaması gayet doğal.

Bir örnek de Deniz’lerin mirasçısı olmakla övündükleri Atatürk’ten. Türkiye Cumhuriyeti’nin ilan edildiği gün olan 29 Ekim 1923 günü Atatürk, Fransız gazeteci Maurice Pernot’a verdiği demeçte; “Eğer ‘yabancı düşmanlığı’ndan o kadar pahalı elde edilen bağımsızlığa gölge düşürebilecek her şeyden nefret etmek anlamı çıkarılırsa, evet bizim yabancı düşmanı olduğumuz söylenebilir” der.

Nasıl ama?

İşte Deniz’in beslendiği antiemperyalist milliyetçi kaynak.


Tayyip, Büyükanıt ve bir soru

Azerbaycan’ın Bağımsızlık Günü dolayısıyla düzenlenen resepsiyonda bir araya gelen Büyükanıt’la Tayyip bugüne kadar görülen en samimi pozlarını verdiler

Azerbaycan’ın Bağımsızlık Günü dolayısıyla düzenlenen resepsiyonda bir araya gelen Büyükanıt’la Tayyip bugüne kadar görülen en samimi pozlarını verdiler

Azerbaycan’ın Bağımsızlık Günü dolayısıyla düzenlenen resepsiyonda bir araya gelen Büyükanıt’la Tayyip bugüne kadar görülen en samimi pozlarını verdiler

Geçtiğimiz hafta duyurduğumuz Fikri Sağlar’ın ortaya attığı ve Vatan gazetesinin manşete çıkardığı iddialarla ilgili tartışmalar ve tepkiler devam ediyor.

Gerçekten de aslında son bir yıllık gelişmelere baktığımızda Ordu ve hükümet ilişkileri açısından önemli bir gelişme var. Daha doğrusu Ordu ile hükümet arasında Cumhurbaşkanlığı seçimleri öncesinde doruğa çıkan gerginlik, 22 Temmuz seçimlerinden sonra yerini yumuşamaya bıraktı. Seçilmemesi için çok sert bir bildiri yayınladıkları Abdullah Gül’e karşı başta alınan tavır zamanla değişime uğradı. Seçimlerden sonra psikolojik üstünlük adeta AKP’ye geçmiş gibi bir hal aldı. Eskiden bir resepsiyon oldu mu AKP’liler köşe bucak kaçarken, seçimlerden sonra durum tam tersine döndü. Şimdilerde ne zaman bir resepsiyon olsa başta Büyükanıt olmak üzere Kuvvet Komutanları Ordu teftişine gidiyorlar. Bu arada devletin en üst kademesinin düzenlediği resepsiyonlarda türbanlı eşler cirit atar hale geldi. Kıytırık İslamcı modacıların defilelerinde kırmızı çizgilerin çiğnendiği mizansenler sahnelendi. Ama daha önce de belirtmiştik, bu kırmızı çizgiler bizzat Büyükanıt’ın ortaya koyduğu şeylerdi ve bu açık meydan okuma ne yazık ki cevapsız kaldı. Büyükanıt’ın bahsettiği kırmızı çizgilerden birincisi laiklik, ikincisi ise bölünmez bütünlüktü. Büyükanıt’ın DTP’lilere gösterdiği tepki ve duyarlılık maalesef türbana karşı gösterilememiştir.

Tayyip’in 5 Kasım 2007’de Bush’la yaptığı görüşmeden sonra ise askerin siyaset alanından tamamen çekildiği ve iktidarın da istediği gibi sadece kendi işlerine baktığı bir dönem başladı. Hemen Aralık ayından itibaren başlayan Kuzey Irak operasyonları ile birlikte ise Tayyip’in ve Şeriatçı basının Ordu’yu övmesi, bunun dışında kalan kesimlerin ise en azından “Ne oluyoruz?” demelerine neden olmuştu.

Son olarak geçtiğimiz hafta Azerbaycan’ın Bağımsızlık Günü dolayısıyla düzenlenen resepsiyonda bir araya gelen Büyükanıt’la Tayyip bugüne kadar görülen en samimi pozlarını verdiler. Birlikte pasta kesen ikili daha sonra da aynı tabaktan pasta yediler. Anlaşılan Büyükanıt son iki-üç ayında herhangi bir maraza çıksın istemiyor. Olabilir tabi o herkesin kendi tercihi ama Türk Milleti adına o koltukta oturduğu düşünülürse meselenin sadece basit bir maraza çıkarmama meselesi olmadığı anlaşılır. Ve bu son görüntüler ortaya koymuştur ki, Hilmi Özkök’ün “şiir gibi” diye tabir ettiği durum bile aşılmıştır.

Son olarak önceki hafta Fikri Sağlar tarafından ortaya atılan iddialarla ilgili olarak alışılmış ifadelerin dışına çıkarak “ahlakdışı” nitelemesini kullanan Büyükanıt, “Azerbaycan Milli Günü” dolayısıyla katıldığı resepsiyonda konu ile ilgili olarak iki gazeteye ve Fikri Sağlar’a dava açtığını söyledi. Gazetecilerin sorularını cevaplayan Büyükanıt, kapatma davası ile ilgili olarak; “Benim bu konuda hiçbir şey söylemem mümkün mü asker olarak? Yargıya intikal etmiş konuda konuşmak olmaz. Şemdinli olaylarında beni suçladılar, bir astsubayı tanıyorum diye ve neredeyse yargılamaya kalktılar” dedi. Kendisi ile ilgili iddialar hakkında da yine çok sert konuşan Büyükanıt; “Akıl almaz bir suçlamayla karşı karşı karşıya kaldım, bugün itibariyle konu yargıya intikal etti. Kurumsal olarak ceza, şahsi olarak tazminat. Birçok saldırıya uğradım, bu kadar adisine uğramadım. Çok adiliklere uğradım da bu kadar adisi olmadı. Bir Genelkurmay Başkanı bu kadar adi şekilde suçlanamaz. Ben şahsen çok üzüldüm” diye konuştu. Bir Genelkurmay Başkanı’ndan duymaya alışık olmadığımız kelimelerle, iddiayı ortaya atanlar adeta suçlanıyor. Ve Şeriatçı basın bu sözleri Büyükanıt’ı överek baş sayfalarına taşıyorlar.

TÜRKSOLU’nun okurları gazetemizin çizgisini bilirler. Bu gazetede Ordu düşmanlığı yapılmaz. Orduya yönelik saldırıların en yoğun olduğu dönemde bile hep Ordu’nun yanında olduk. Doğru yaptığını düşündüğümüz dönemlerde sonuna kadar destekledik ve sahip çıktık. Yanlış gördüğümüz noktalarda da en sert eleştirileri yine biz yaptık. Özellikle son bir yılı aşkın süredir, isterseniz Ordu ile hükümet arasında deyin, isterseniz Tayyip’le Büyükanıt arasında deyin, yaşananları gözden geçirince, Ordu’nun tavrının 180 derece dönmüş olması bizce sorgulanmaya değer bir durum.

Büyükanıt’ın kendi haysiyetini ve Türk Ordusu’nun şerefini korumak için böyle bir harekette bulunduğundan şüphemiz yok. Bunu gayet iyi anlayabiliyoruz. Anlayamadığımız bir nokta var. Onu da sizlerle paylaşmak istiyoruz.

Geçen hafta Vakit gazetesini örnek vermiştik. Gerek Vakit gibi Şeriatçı gazetede, gerekse Gündem gibi PKK’nın yayın organı olan bir gazetede Türk Ordusu’na yönelik, Büyükanıt’a yönelik pek çok akıl almaz iddia yer aldı.

Acaba Büyükanıt bunlardan kaç tanesine dava açtı? Bu husus hakkında da kamuoyunu bilgilendirirse seviniriz.



Bu yazıyla ilgili düşüncelerinizi
iletmek için lütfen yazınız



Size ulaşmamız için isminizi, telefon numaranızı ve
e-posta adresinizi gönderin:
İsim: 
Soyisim:
Telefon: ( 0 )
 e-posta:    
Şehir:     
İlçe