26.05.2008/Sayı:188
TÜRKSOLU Anasayfa
Başyazı
Kapak
Türkiye
Dünya
Söyleşi
Bize Yazın

Manifesto
Gelenek
Çıkarken
Ulusal Sol
Abonelik
Arşiv
İleri Dergisi
Atatürkçü Düşünce Kulüpleri Federasyonu
Afişler
Künye


Atatürk
 Deniz Gezmiş Che Guevara

Türkiye Okan İşbecer

21 Mayıs ihtilal girişimi

Albay Talat Aydemir (solda) ve arkadaşları.

Albay Talat Aydemir (solda) ve arkadaşları.

Geçtiğimiz hafta yaşadığımız 21 Mayıs günü, Türkiye tarihinin önemli olaylarından birine tekabül eder. Emekli Albay Talat Aydemir liderliğindeki 22 Şubatçılar denilen ihtilalci grup, 21 Mayıs 1963 tarihinde ikinci kez ihtilal girişiminde bulunurlar. Ancak bu girişim de ilki gibi başarısız olur ve Talat Aydemir’le birlikte (E) Süvari Binbaşı Fethi Gürcan idam edilirler.

27 Mayıs Devrimi ile DP diktatörlüğüne son veren Milli Birlik Komitesi’nin (MBK), bir an önce seçimlere gitmek yoluyla iktidarı sivil güçlere vermek istemesi, Ordu içindeki farklı gruplar arasında bir çatışma ve ayrışmaya yol açar. Çünkü devrim amacına henüz ulaşmamıştır ve iktidar sivillere bırakılamaz.

Özellikle MBK’ya karşı tepki duyan genç subaylar emir komuta zinciri dışında yeni bir örgütlenmeye giderken, MBK’ya alternatif olarak üst düzey komutanların öncülüğünde ve Genelkurmay Başkanı liderliğinde Silahlı Kuvvetler Birliği (SKB) adı altında yeni bir örgüt kurulur. SKB’nin ilk hedefi “MBK’yı doğru yola sevk etmek” olarak açıklanır. Bu arada ordu içinde birtakım gruplaşmalar baş gösterir. Talat Aydemir liderliğinde bir grup, Halim Menteş ve 11 Havacılar, Kabibaycılar ve Faruk Gürler liderliğindeki Gürlerciler ön plana çıkan gruplardır.

MBK tarafından Devlet Başkanlığına getirilen Cemal Gürsel’in İnönü ile anlaşması ile gidilen seçimlerden CHP-AP koalisyonu çıkınca tepkiler had safhaya çıkar. Bu gelişmeler üzerine SKB, 21 Ekim 1961 tarihinde bir protokol kabul ederek seçimlerin feshedilmesi ve iktidara el konulması amacıyla harekete geçer. Ancak Faruk Güventürk ve Faruk Gürler’in vaz geçmeleri üzerine plan başarısızlığa uğrar. Bunun üzerine 9 Şubat 1962’de yeni bir protokol hazırlanır ancak o da benzer sebeplerle uygulanamaz.

Bütün bu gelişmeler üzerine SKB ile yollarını ayıran Talat Aydemir ve ekibi kendi planlarını uygulamak için harekete geçerler. Aydemir liderliğindeki grup, 22 Şubat 1962 gecesi harekete geçer. Ankara’da bulunan Tank Okulu, Süvari Grubu, 229. Piyade Alayı, Muharebe Okulu, Zırhlı Birlikler Eğitim Merkezi ve Jandarma Okulu harekete geçerek Ankara’nın kontrolünü ele geçirirler. Bu birlikler Genelkurmay Başkanlığı ve TBMM’yi kontrol altına alırlar.

Bir tarafta bunlar olurken diğer yanda Çankaya Köşkü’nde Cemal Gürsel, İsmet İnönü, Cevdet Sunay ve Kuvvet Komutanları, Talat Aydemir’in yapacağı bir ihtilal girişimine karşı önlemleri tartışmaktadırlar. Toplantı henüz sürerken Fethi Gürcan komutasındaki birlikler Köşk’ü kuşatır. Bu an 22 Şubat’ın kader anıdır. Bütün devlet erkanı ihtilalcilerin elindedir. Fethi Gürcan, Talat Aydemir’den içerdekileri tutuklamak için emir beklemektedir. Ancak Talat Aydemir içerdekilerin serbest bırakılmasını emreder ve Ordu içinde bir çatışma olmasını istemediği için ihtilal hareketini sona erdirir.

Bu girişimin ardından başta Talat Aydemir olmak üzere bütün lider kadro emekliye sevk edilir. Harekata katılan genç subaylar ise ücra yerlere sürgün edilir.

Girişimin başarısızlıkla sona ermesinin ardından İnönü Meclis’te bir konuşma yapar ve “Harbiyeliler aldatılmıştır” der. Açıklamanın basına yansımasının ardından hemen ertesi gün izinli olan Harbiyeliler İstanbul’a gelirler ve Taksim’deki Cumhuriyet Anıtı’na “Atatürk ve Türk Ulusu… Harbiyeli Aldanmaz” yazılı çelenk bırakırlar.

22 Şubat harekatının başarısızlığına rağmen pes etmeyen Talat Aydemir ilk fırsatta yeni bir girişimde bulunur. 1963 yılının 20 Mayısını 21’ine bağlayan gece harekete geçilir. Radyo binaları ele geçirilir ve ihtilal bildirisi okunur. Bu aşamada biraz aceleci davranan ihtilalciler karşı tarafın uyanmasına ve karşı önlemler almalarına neden olur. Yer yer çatışmalar yaşanır ve Talat Aydemir ikinci ihtilal girişimini de durdurmak zorunda kalır.

Başarısız girişimin ardından mahkemeye çıkarılan 21 Mayısçılardan Talat Aydemir, Fethi Gürcan, Osman Deniz ve Erol Dinçer idama mahkum edilirler. Mahkumlardan Osman Deniz ve Erol Dinçer daha sonra idam edilmekten kurtulurlar. Fethi Gürcan’ın cezası 27 Haziran 1964’te, Talat Aydemir’in cezası ise 5 Temmuz 1964’te infaz edilir.

Her iki devrimci subay da gerek yargılanmaları sırasında, gerekse idama giderken Atatürk’ün askeri olduklarını hiçbir zaman unutmazlar. Asla taviz vermezler. Özellikle Fethi Gürcan’ın mahkemedeki tavrı tam anlamıyla bir derstir.

Talat Aydemir ve Fethi Gürcan, 27 Mayıs Devrimi’nin rayına oturtulması yani Atatürkçülüğe dönüş mücadelesinde hayatlarını ortaya koydular ve tarihteki yerlerini aldılar.

“Ölümün karşısında ve Tanrı ile adaletin huzurunda bulunduğum şu anda, Atatürk’e övgüler yazmak için kaleme sarılan şair kadar vicdanım rahat. Uğruna can verecek adamlar bulunduğuna göre, davamızın daha güçlü olarak yaşayacağına inanıyorum.Ve diyorum ki Atatürk ölmüştür ama var olmakta devam ediyor. Şimdi ben de öleceğim ama Atatürk ilkeleri, ölümümle çok daha yüce bir değer kazanacak.” Fethi Gürcan.


Dolmabahçe iddiaları ve tepkiler

Yazan ilginç iddia vahim

Fikri Sağlar: Büyükanıt'a dosya verildi mi?

Cumhurbaşkanlığı seçimlerinin krize dönüştüğü dönemde Türkiye bir alt üst oluş yaşadı. AKP’nin Gül’ü aday göstermedeki ısrar politikası, başta asker olmak üzere pek çok kesimin tepkisini çekmişti. Hatta Cumhurbaşkanlığı seçimlerinin ilk turunun yapıldığı 27 Nisan 2007 gecesi Genelkurmay Başkanlığı sitesinde yayınlanan bildiri ile birlikte asker çok sert bir tepki ortaya koymuştu. Hemen ertesi gün hükümet kanadının aynı sertlikte bir karşı açıklamasıyla ipler kopma noktasına gelmişti.

Yaklaşık bir hafta sonra, 5 Mayıs 2007 tarihinde Başbakan Tayyip Erdoğan ile Genel Kurmay Başkanı Org. Yaşar Büyükanıt, Dolmabahçe Sarayı’nda bir araya gelerek bir durum değerlendirmesi yaptılar. Aradan bir yılı aşkın süre geçmesine rağmen, baş başa yapılan görüşme ile ilgili en küçük bir ayrıntı bile dışarıya sızmadı. Bu görüşme ile ilgili spekülasyonlar ise bir yıldır hiç eksik olmadı. Özellikle görüşmeden sonra Org. Büyükanıt’ın hükümet karşıtı açıklamalardan kaçınması ve asker-hükümet ilişkilerinin yumuşaması kafalarda soru işaretleri yarattı. Hatta zaman zaman ortaya çeşitli iddialar atıldı.

Son olarak Fikri Sağlar’ın ortaya attığı iddia gündeme bomba gibi düştü. 15 Mayıs tarihinde Birgün gazetesindeki köşesinde yazdığı iddia şöyle: “AKP’yi yakından bilen bir hukuk adamının bir iddiasını dile getirmek istiyorum. Herkesin merak ettiği Başbakan ile Büyükanıt’ın Dolmabahçe görüşmesi ile ilgili bilgi!.. Başbakan bu görüşmede; Bayan Büyükanıt’ın yapmış olduğu harcamaları içeren bir dosyayı Genelkurmay Başkanı’nın önüne koymuş. Dosya içeriği son derece ürkütücüymüş. Böylece, bu dosyanın ortaya çıkması halinde tıpkı Erdil Paşa’nın başına gelenlerin Büyükanıt’ın da başına gelebileceği ima edilmiş!.. O günden sonra Büyükanıt, Başbakanı ve AKP’yi doğrudan hedefleyen açıklamalardan kaçınmış. Görev süresinin uzatılmasını istememesinin altında yatanın da ‘bu neden’ olduğu iddia ediliyor.”

Fikri Sağlar’ın iddiası gerçekten çarpıcı. İddialar 17 Mayıs’ta Vatan gazetesinin manşetine çıkınca tartışma da alevlendi.

İddiaların Vatan’da yayınlandığı gün Başbakanlık sert bir yalanlama açıklaması yaptı. Başbakanlıktan yapılan açıklamada,

“Bugünkü Vatan gazetesinde, daha önce Birgün gazetesinde yayınlanan Fikri Sağlar imzalı bir yazıya atfen, Sayın Başbakanımızın Genel Kurmay Başkanı Orgeneral Yaşar Büyükanıt ile yaptığı bir görüşmenin içeriği hakkında hayasız bir yalan, alçakça bir iftira yer almıştır.” denildi.

Genelkurmay’ın açıklaması ise daha sertti:

“Bir gazetede Fikri Sağlar tarafından dile getirilen asılsız iddialara atfen, 17 Mayıs 2008 tarihli Vatan gazetesinin manşetinde ahlak dışı ve mesnetsiz bir haber yer almıştır.

Başbakanlık tarafından konuya ilişkin basın açıklaması yapıldığından, Genelkurmay Başkanlığınca ayrıca bir açıklamaya gerek duyulmamaktadır.

Bununla birlikte, bu ahlak dışı saldırıyı yapanlar hakkında gerekli yasal girişimlerde bulunulması kaçınılmazdır.”

Hatta bir adım daha atan Genelkurmay, Vatan gazetesinin akreditasyonunu iptal etti.

Basında yer alan bir haberle ilgili olarak Genelkurmay ilk kez bu kadar sert bir tepki gösterdi.

Mesela Şeriatçı Vakit gazetesinde zaman zaman daha çirkin iftiralar atılırken bile bu kadar sert tepki göstermeyen Genelkurmay’ın bu beklenmedik tepkisi şaşırttı.


Dut yemiş Ardıç kuşu

Engin ArdıçSabaha konan Ardıç kuşu geçtiğimizde sert kayaya tosladı ve dut yemiş bülbüle döndü. Nasıl mı?

Ardıç, 23 Nisan günü Ergenekoncuları “ti”ye alan bir yazı yazdı. Başlığı “Siz Kaç Numarasınız Koçlar?” Başlık dalga geçmeye müsait. Eminim Ardıç da yazıyı yazarken epey eğlenmiştir. Kanada’da yaşayan Tuncay Güney’in; “Veli Küçük 8 numaraydı” açıklamalarından yola çıkan Ardıç kuşu, bazı söylentilere de yer vermiş; “Veli Küçük’ün örgütte hep ‘üç numara’ olduğu söyleniyordu, hatta bazı söylentilere göre de -Allah herkesi kuru iftiradan saklasın- iki numaralı vatandaş 06 DS, bir numara da 06 HK plakalı araba kullanıyordu...”

İşte bu söylentiyi köşesine taşıması, başını neredeyse çok büyük derde sokacaktı. Çünkü işin içine Perinçek girmişti. 27 Nisan tarihli Aydınlık’ta Perinçek bu söylentileri; “Engin Ardıç 1 numaranın Hüseyin Kıvrıkoğlu olduğunu açıkladı” diye yazınca olanlar oldu.

Hüseyin Kıvrıkoğlu, Ardıç’a çok sert bir mektup gönderdi. Ardıç, 16 Mayıs tarihinde Sabah’taki köşesinde mektuba yer verince biz de dut yemiş bülbüle döndüğü kanaatine vardık.

Kıvrıkoğlu mektubunda özetle olaya bir açıklama getirilmesini istiyor. “Kastettiğiniz kişi bensem ispatlayın, değilsem olmadığımı söyleyin” diyen Kıvrıkoğlu, aksi taktirde yargı yoluna gideceğini belirtiyordu.

Mektubu köşesinde yayınlayan Ardıç, altına da kendi açıklamasını koymuş;

“Sayın Orgeneralim,

Elime çok geç ulaştığı için ancak şimdi yayınlayabildiğim mektubunuz beni çok üzdü. Adı geçen yayın organını izlemediğim için meseleden haberim de olmadı ve dolayısıyla tekzip de edemedim.

HK kimdir? Böyle bir kişi gerçek midir? Varsa, rumuzu bu mudur? Şerefim üzerine yemin ederim ki, bilmiyorum. Bilmem de mümkün değildir.

Sayın Orgeneralim, sizi tenzih eder, amacımın hiçbir kötü niyet taşımadığına lütfen inanmanızı rica ederim.

Derin saygılarımla...”

Bu kadar ezik bir açıklamayı ben bile beklemiyordum. Muhatap olunan kişinin mevkisi elbette ki belli bir saygıyı gerektirir ama bu kadarı biraz abartı geldi.

Gerçi Ardıç gibi her önüne gelene bulaşan, çamur atan lümpen tiplerin zoru görünce “ayağının altını öpiyim abi” çekmeleri çok alışılageldik bir hareket tarzıdır.

Hemen ertesi gün, hareketi yiyen Ardıç, acısını Perinçek’ten çıkarttı;

“Doğu Perinçek şöyle demiş:

‘(...) Engin Ardıç, ‘bir numarayı’da ‘HK’ rumuzuyla Org. Hüseyin Kıvrıkoğlu olarak açıklamıştır’

Bu nasıl bir kuyruklu yalandır? Bu, okurların ve kamuoyunun gözünün içine baka baka nasıl bir çarpıtma ve iftiradır? Bu ne cürettir?

Ben bu Doğu Perinçek’in ruh ve kişilik yapısını gerçekten merak etmeye başladım... Kendisi hakkında birtakım söylentiler vardı, taa 1968 yılından beri, üzerinde durmamıştım...

Fakat bu nasıl bir ahlak anlayışı, bu nasıl bir politikacılık anlayışı, nasıl bir ‘aydınlık’ anlayışı, nasıl bir ‘insanlık’ anlayışıdır?

Bu ne biçim bir adamdır?”

Engin Ardıç anlaşılan Perinçek’e çok sinirlenmiş. Çarpıtma uzmanı Perinçek yine yaptı numarasını. Aklı sıra bir taşla iki kuş vuracaktı ama olmadı.

Son olarak Ardıç’a bir tavsiyemiz, Perinçek’in adamlığı konusuna çok takılmasın. Bizim gibi yapsın, gülüp geçsin.


Üstünüze alınmayın, muhatap biziz!

Elif Yücel, Taha’nın yazdıklarına bozulmuş. Gerçi tırnak içinde bile olsa bir solcunun bu yazıyı okuduktan sonra sinirlenip cevap yazması güzel. Her ne kadar siyaseten yanlış yerde bulunsalar da, vicdani olarak böyle bir harekette bulunmaları arkadaşlar adına sevinmeme neden oluyor. Geçtiğimiz hafta Yeşil Elmacı Birgün’de bir haber gözüme takıldı. Elif Yücel isimli bir vatandaş, meydan okur bir havada “Milliyet’ten Taha Akyol’a Açık Mektup: Korkunuz da Haklısınız!” diye sesleniyor. Bunu yazıya döken arkadaş Türkçe dersinden kaldı. Buradaki “da” ayrı yazılmayacak.

Her neyse, söz konusu Taha olunca ister istemez dikkatimi çekti.

Hele haberin görseli çok tanıdık. Yazıda Taha’nın 13 Mayıs tarihli “Deniz Gezmiş Efsanesi” başlıklı yazısından bahsediliyor.

Elif Yücel, Taha’nın yazdıklarına bozulmuş. Gerçi tırnak içinde bile olsa bir solcunun bu yazıyı okuduktan sonra sinirlenip cevap yazması güzel. Her ne kadar siyaseten yanlış yerde bulunsalar da, vicdani olarak böyle bir harekette bulunmaları arkadaşlar adına sevinmeme neden oluyor.

Yazı size de tanıdık gelmiştir. Geçen haftaki sayımızda yer alan “68’e ve Deniz’e Kim Neden Saldırıyor?” başlıklı yazımızda sağcı köşe yazarlarının saldırılarına cevap vermiştik. Cevap verdiğimiz yazılardan biri de bu yazıydı. Çünkü Taha’nın bu yazısı tamamen TÜRKSOLU’nu hedef alan bir yazıydı.

Gerçi Birgüncü arkadaş yazıdan alıntı yapmış ama öyle bir yerden alıntı yapmış ki, Taha bile daha düzgün alıntılar yapıyor (hoş, o alıntıları kendi yapmıyor asistanlarına yaptırıyor).

“Bir “devrim” büyüsü... Ve fetişler, sıkılmış yumruk, kalaşnikof, Che Guevara...

Bunları efsaneleştirip bugünkü gençlere model gibi sunmak doğru ve sorumlu bir davranış mıdır?”

Taha’nın yazısından sadece bu kadar alıntı var. Buradan çıkan sonuç ne? Birileri Che’leri gençlere model olarak sunuyor. Peki sunan kim? Taha bunu çok iyi biliyor ve açık açık yazıyor ama “devrimci” Birgüncülerin yazmaya cesaretleri yok. Halbuki cevap iki paragraf altta; “Ama Milli Mücadele’yi çarpıtarak onu Mao, Che ve Ho Chi Minh’le bütünleştiren büyü bugün bile hâlâ kalpaklı Mustafa Kemal ile Deniz Gezmiş’i ve Che’yi yan yana koyuyorlar!”

Şimdi Birgüncülere 100 puanlık uzmanlık sorusu:

Türkiye’de Atatürk, Deniz ve Che’yi yan yana getiren ve Deniz olun çağrısı yapan devrimci hareketin adı nedir?

Cevabı bütün Türkiye biliyor. Şimdilik dersi burada keselim.

Zira daha ciddi meselelere eğilmemiz gerekiyor.


VATAN SİZE MİNNETTARDIR
Kahraman Ordumuzun hain örgüt PKK’ya karşı verdiği mücadele aralıksız sürüyor. Geçtiğimiz hafta da Güneydoğu Anadolu Bölgesi’nde devam eden terörle mücadelede üç vatan evladı şehitlik mertebesine ulaştı. Şehitlerimiz kitlesel cenaze törenleriyle son yolculuklarına uğurlanırken Türk Milleti’nin PKK’ya olan nefreti bir kat daha arttı.
Şehit Yakup SunaŞehit Yakup Suna: Şırnak’ın Güçlükonak ilçesinde PKK’ya karşı yürütülen operasyonda şehit olan Yakup Suna, Afyon’un bir haftadaki ikinci şehidi oldu. Şehidin amcası Şükrü Suna, ülkeyi yönetenlere çok kızgın olduklarını söyleyip; “Benim arazimden ben sorumluyum, dışarıdan birisinin söylediği anlam ifade etmez. Yok el gösterecekmiş de biz vuracakmışız. Böyle başkasının yol göstermesiyle bu iş olmaz. Bu işi bitirsinler artık.” diye konuştu.

Şehit Ömer ÇınarŞehit Ömer Çınar: Hakkari’nin Çukurca ilçesine bağlı Kavuşak köyü yakınlarında PKK’lıların araziye döşedikleri mayının patlaması sonucu şehit oldu. Şehit Çınar’ın cenazesi, Tokat’ın Turhal ilçesinde düzenlenen törenin ardından toprağa verildi. Burada ellerinde döviz, pankart ve Türk bayrakları bulunan 50 bin kişi teröre lanet yağdırdı. Şehit Ömer’in üvey kardeşinin de aynı yerde 16 yıl önce şehit düştüğü öğrenildi.


Şehit Ayhan YeşilyolŞehit Ayhan Yeşilyol: Mardin’in Derik ilçesinde PKK’ya karşı yürütülen operasyonlar sırasında şehit oldu. Şehit Yeşilyol’un cenazesi, memleketi Aydın’ın Sultanhisar ilçesinde düzenlenen törenle toprağa verildi. Şehidin kardeşi Orhan Yeşilyol; “Ben seneye askere gideceğim. Beni ağabeyimin şehit olduğu yere gönderin. Onun öcünü ben alacağım. Onun öcünü alamazsam bu dünya bana haramdır.” dedi.


Şehit Yücel KoçŞehit Yücel Koç: 7 Mayıs tarihinde Mardin’in Nusaybin ilçesinde düzenlenen operasyonlar sırasında mayına basarak ağır yaralanan Uzman Çavuş Yücel Koç, kaldırıldığı Ankara GATA’da hayatını kaybederek şehit oldu. Şehit Koç için memleketi Kars’ın Sarıkamış ilçesinde tören düzenlendi. Evli ve üç çocuk babası olan Yücel Koç’un çocukları, babalarının tabutu başında nöbet tuttular.



Bu yazıyla ilgili düşüncelerinizi
iletmek için lütfen yazınız



Size ulaşmamız için isminizi, telefon numaranızı ve
e-posta adresinizi gönderin:
İsim: 
Soyisim:
Telefon: ( 0 )
 e-posta:    
Şehir:     
İlçe