| Prof. Dr. Şener Üşümezsoy |
Kırım sorunu tüm dünyayı ilgilendiriyor Kırım Tatar Milli Meclisi’nin 2007 yılında katıldığım kurultayındaki değerlendirmeleri küresel bir perspektifte ele aldığım yazılar daha önce TÜRKSOLU’nda yayınlanmıştı. Bu yazımızda Kırım Tatar Milli Hareketi’nin tarihini, bu tarihteki yol ayrımlarını ve bu yol ayrımlarının Kırım Tatar halkını sürüklediği felaketleri politik olarak ele alacağız. Günümüzde Kırım, Ukrayna ile Rusya arasında ortaya çıkan çelişkinin, çatışmanın merkezini ve başlangıç noktasını oluşturmaktadır. Bu yerel gibi gözüken ama aslında küresel olan olaya baktığımızda bir tarafta Ukrayna ve Ukrayna’nın arkasındaki Batı dünyasını, diğer tarafta ise Rusya ve Rusya’nın örgütlemek istediği Avrasyacı politik çizgiyi görürüz. Avrasyacı politik çizginin teorisyeni olan ve Putin’in teorisini yapan Aleksandır Dugin; Kırım nüfusunun büyük çoğunluğunu Molda-Rusların oluşturduğunu, bunun yanında % 15 kadar Tatar nüfusunun yer aldığını kabul ederek, Tatarların stratejik bir güç olarak kabul edilmeyeceğini ama buna karşılık da stratejik analizde gözardı edilemeyeceğini vurgular. Molda-Rusların Ortodoks Ukrayna vatandaşları olarak Rusya yanlısı Kravçuk’u seçimlerde desteklediği ve Doğu Ukrayna ile birlikte Rusya yanlısı bir politika izlediği açıktır. Buna karşılık Tatarlar, Batı Ukrayna yanlısı bir politika ile Yuşçenko’yu desteklemişlerdir. Ukrayna; Batıda Roma Kilisesine bağlı Uniate Ukraynalılar, Polonya ve Karpatlar’a doğru Katolik Ukraynalılar Batıdan aktör güçleri olarak Rusya’ya karşı politikaların temelini oluştururlar. Turuncu devrimi Batının desteklemesi bu olguyu açıkça ortaya koymaktadır. Buradan hareketle Dugin’e dönersek, Dugin’in Avrasyacı başlangıç noktası olarak Kırım’ın Ukrayna’dan yani Batıdan koparılması Rusya’nın çıkarları için vazgeçilmez bir hedeftir. Kırım, Rusya ve Ukrayna arasında çelişkinin olmadığı Stalin sonrası dönemde Ukrayna’ya bağlanmıştır. Fakat günümüzde Rus donanması Karadeniz’de Rusya çıkarları için vazgeçilmez askeri bir araçtır. Bu Rus donanması Kırım Sivastopol’de demirlemiştir. Rusya bu donanmanın askeri gücüne, Kırım’daki Molda-Rusların paramiliter örgütü Kazak milislerine ve Molda-Rus çoğunluğa dayanarak Tatarların da razı edilmesi ile Kırım’ın Ukrayna’dan ayrılarak özerk bir devlet olmasına yönelik bir politika izlemektedir. Bir başka deyişle Kırım’ın Ukrayna’dan koparılması adımını Kırım’ın özerkleştirilmesi adımı ve Kırım’daki Rus çoğunluğuna dayanarak Kırım’ın Rusya’ya bağlanması sürecini başlatma stratejisi Avrasyacı strateji olarak Dugin tarafından ileri sürülmektedir. Kırım Tatarları, Kazak (Tatarca Kazak kelimesi Rus anlamındadır) milislerinin fiili saldırılarıyla karşı karşıyadır. Kırım Milli Meclisi binasına bu milislerin sık sık saldırması artık olağan olaylardandır. Mustafa Cemilev kurultayda yaptığı konuşmada bu Kazak saldırılarına karşı savunma yapmanın önlerindeki görevleri olduğunun ve bu görevin kaçınılmaz göründüğünün altını çizmiştir.
Tarihsel perspektifler şimdiki taktikleri anlamamıza yarar Ukrayna ise Tatar politikasını Batı çizgisinde tutarak Kırım’ın Ukrayna’da kalması için Tatarları bir araç olarak görmektedir. 90’lı yıllarda Prestroyka ve Glastnost dönemlerinde Tatarların Kırım’a dönme izni çıkmasına karşılık Ukrayna, Tatarların Kırım’a yerleşmesine karşı çıkmıştır. Günümüzde Ukrayna’nın Tatar politikasına destek olmasına tarihsel perspektifte bakıldığında bunun taktik olduğu görülür. Bu taktiğe göre Tatarlar, Rusların önüne bir set gibi çekilmektedir. Bu politika 1917 Devrimi öncesi de hayata geçirilmiş bir politikadır. Yani Ukrayna Meclisi Başkanı (RADA) Petlura’nın ismiyle tanımlanan Ukrayna milliyetçiliği Petluracılık Kırım’da kök bulmuş ve bu anlamda Cafer Seyit Ahmet aracılığı ile Kırım-Tatar hareketi Ukrayna milliyetçiliğinin kuyruğuna bağlanmıştır. Bu anlamda 1917 Devrimi’nde Bolşeviklere karşı Beyaz Rusların ve Ukraynalıların oluşturduğu cepheye Kırım-Tatar kurultayı bağlanmak istenmiştir. Esas olarak bu Ukraynacı hareket Bolşeviklik karşıtı politik hareketlerin cephesidir. Kırım kurultayı Numan Çelebicihan başkanlığında örgütlenmiş ve Petluracı harekete karşı çıkan Numan Çelebicihan “Kırım Tatarlarındır!”, “Kırım Kırımlılarındır!” sloganı ile ifade edilen politikaya karşı çıkmıştır. Petlura çizgisini takip eden Cafer Seyitahmet kurultayda çoğunluğu alarak Çelebicihan’ın “Kırım Tatarlarındır!” sloganı ile ifade edilen bağımsızlık politikası bir başka ifade ile Kırım Tatarlarının Ukrayna milliyetçileriyle işbirliğine karşı çıkarak Kırım Tatarlarının Bolşeviklerle ve aynı zamanda Kırım’da Milletler Meclisi dediğimiz Ukrayna milliyetçileriyle birlikte hareket etmesi gerektiğini vurgulamaktadır. Yani Cafer Seyitahmet Kırımer’ın “Kırım Kırımlılarındır!” diyerek Ukraynalıların örtülü sloganı olan ve neticede Kırım’ı Ukrayna’ya bağlamayı hedefleyen Petlura’nın çizgisini aynen devam ettirmiştir. Tatar sözcüğünü ağzına almayarak Tatarları Kırım’daki azınlıklarla aynı kefeye koyan, Kırım Milletler Temsilciliğinin bir parçası olarak gören politikayı Ukrayna’nın doğrultusunda hayata geçirmiştir. Buna karşılık Numan Çelebicihan, Halklar Evi denilen Kırım Milletler Temsilciliği binasını zaptederek buranın Kırım-Tatar kurultayının binası olduğunu ve Kırım’ın temel halkının Tatarlar olduğu vurgusunu yaparak Ukrayna milliyetçileri, Beyaz Ordu ve Beyaz generaller yerine Bolşeviklerle birlikte olmanın gereğini vurgulamıştır. Esasen devrimci bir eğitim alan Numan Çelebicihan, Kırım’daki gericilerle, Beyaz generallerle işbirliğine karşı çıkmıştır. Kronştat bahriyelilerinin Sivastopol’de karaya çıkmasıyla başlayan çatışmalarda Tatar hükümetinin askeri konularda sorumlusu olan Cafer Seyitahmet Bolşeviklerle yapılan mücadelenin başına katılmıştır. Daha sonra komuta ettiği birlikleri terkederek Ukrayna’daki Müslüman kuvvetleri ve onların başkanı Süleyman Sülkeviç’i Kırım’a getirme bahanesiyle Petlura’ya, Ukrayna RADA’sına, Kiev’e kaçmıştır. Kırım Tatarların mı yoksa Kırımlıların mı? “Kırım Tatarlarındır!” sloganı ile politika üreten Numan Çelebi ve 13 arkadaşı ile “Kırım Kırımlılarındır!” diyen Cafer Seyitahmet ve 43 arkadaşı arasındaki ayrışma sebebiyle Numan Çelebicihan, Cafer Seyitahmet tarafından başkanlıktan alınmıştır. Bu durumda Kronştat bahriyelilerinin saldırısı karşısında direnemeyen Cafer Seyitahmet önce Kiev’e, oradan da Bakü üzerinden Türkiye’ye gelmiştir. Numan Çelebicihan ise kaçalım tekliflerini reddederek başından beri birlikte olma politikasını savunduğu Bolşeviklerle görüşmeye gitmiş ve Bolşeviklerce yakalanmıştır. Numan Çelebicihan kıyafetini değiştirmemiş ve resmi kimliğiyle Bolşeviklerle görüşmeye gitmiştir. Bu, Kırım’ın ve Kırım’daki Tatar halkının geleceğini devrimci bir çizgi olacağını kabul etmesinden geçmektedir. Ama bu çizgiyi Kırım Tatar Meclisi’nde kabul ettirememiş ve azınlık olarak kalmışlardır. Sultan Galiyev’in Kırım’daki kolu olan Can Kerim Firdevs, Veli İbrahim ve Milli Fırka’nın sol kanadını oluşturan muhalefetin Bolşeviklerle işbirliğini savunmasına karşılık muhalefet Kırım’ı terk etmemiş ama Petluracı çoğunluk Kırım’ı terk ederek kaçmıştır. Numan Çelebicihan, Bolşevik Partisi insiyatifinde olmayan Kronştan bahriyelileri tarafından kurşuna dizilmiştir. Oysa “Kırım Tatarlarındır!” politikasını savunan Sultan Galiyev çizgisi ve Milli Fırka’nın sol kanadının Bolşeviklerle uzlaşan politikası Kırım Sosyalist Cumhuriyeti’nin kurulmasını sağlamıştır. Başkanı da Kırım Tatarlarından Veli İbrahim olmuştur. Yani Milli Fırka’nın sol kanadı, Numan Çelebi’nin Kronştat bahriyelilerince öldürülmesi sonrası Bolşevik dönemde iktidara gelmiştir. Bolşevik Partisi, Numan Çelebicihan’ın Troçkist Kronştat bahriyelileri tarafından parti merkezinin insiyatifi dışında katledildiğini özeleştiri olarak vurgulamıştır. Geçen yüzyılın başlarındaki bu politika ne acıdır ki benzer bir şekilde günümüzde Mustafa Cemilov’un karşısına gelmektedir. Mustafa Cemilov, Numan Çelebi’nin yolunda mı gidecektir yoksa Cafer Seyitahmet’in Petluracı çizgisini mi izleyecektir? Bu, Kırım Tatarlarının geleceği açısından yol ayrımını ifade eden bir sorudur. Gene ne yazık ki günümüzde dünyayı yeniden oluşturma çabasında olan, Leninci bir Bolşevik politikayı izleyecek Rusya da yoktur. Bu durum sorunu çok daha karmaşık bir noktaya getirmektedir. Rusya şovenist politikalarını Kırım’da uyguluyor Rusya, Avrasyacı bir söylem ile Rus etnojenezinin Tatarlar, Nogaylar, Aslar, Bulgarlar ve Slavların birleşmesinden oluştuğunu iddia etmektedir. Bu anlamda Velika Rusluğun ve Molda Rusluğun etnik bir kimlik değil de politik bir kimlik olduğu teziyle hareket ederek Kazan Tatarların Bulgar olduğunu ve Ruslarla aynı etnojenezik döngüde olduğunu vurgulamaktadır. Altınordu’nun 13. yüzyıldan 20. yüzyıla değin bu etnik gelişimi durdurduğunu, oysa günümüzde bu etnojenezin Avrasyacılık olarak ilerlediğini vurgulayarak Rus şovenist politikasını hayata geçirmektedir. Ve böylelikle Volga-Ural boyunca Tatarlar ile Başkurtları; Sibirya’da Yakutları ve Sakaları; Kafkasya’da Nogaylar ile Dağlılar arasında Kalmukları yerleştirerek sözde etnojenik birlikten bahsederken en ufak etnik ayrıntıları ortaya çıkarıp Tatar halklarını birbirine düşman ama Rusya’nın inisiyatifindeki halklara dönüştürülmektedir. Amaç, Putunizmin Sibirya gazlarına, İdil-Ural petrol yatakları üzerine bu Avrasyalı etnojenez ile kolayca sahip olmasıdır. Keza Sibirya’da Sakaların, Yakutların ülkesini Ruslaştırmaktadır. Kazakistan’daki petrol bölgelerine Avrasyacılık söylemiyle el koymakta ve Kırım Tatarlarına Kazan Müslümanlığı çizgisinde yaklaşarak Kırım Tatar Milli Meclisi’nin içten parçalanmasını hedeflemektedir. Görüldüğü gibi Kırım Tatar Milli Meclisi’nin karşısındaki problem küresel bir problem olup, Batıcı yani imparatorluk yanlısı Ukraynacı çizgi ile Avrasyacı yani Putunci Rus enerji imparatorluğu arasındaki çizgi olarak biçimlenmektedir. Bu anlamda Kırım sorunu Türkiye için Kıbrıs sorunundan çok daha önemli olduğu halde Türkiye bu sorunu kavramaktan uzaktadır. Oysa Sinop’tan bir kuş uçuşu mesafede Kırım Yafta Kıyısı yer almaktadır. Ve 21. yy.’da petrol şokunun yaşandığı bu süreçte yüzen bir uçak gemisi konumundadır. Bu süreci yönetirken ve değerlendirirken tarihsel süreci bütün açıklığı ve çıplaklığıyla yeniden tartışmamız gerekmektedir. Birinci Dünya Savaşı’nda Alman güçlerinin Kırım’ı ve Kafkasya’yı işgal etme sürecinde geçmişte Petluracı olan Cafer Seyitahmet’in bu sefer Almanlarla birlikte Kırım’da kurulan hükümette yer aldığını görmekteyiz. Yani Kırım’ın Bolşeviklerce, daha doğrusu Kronştat bahriyelilerince ele geçirilme sürecinde Kırım’ı terk eden Petluracı çizgi, Almanların Kırım’ı ve Kafkasya’yı işgalinde Süleyman Sülkeviç hükümetinin bakanı olarak yer alır, Petluracı çizgi yerine yerine Almancı bir çizgiyle Almanların hizmetine girer. Andlarına sadık kaldılar Bu süreci takip eden dönemde Bolşevikler Kırım’ı tekrar ele geçirir. Türkiye’den donanmayla gelen Alman çizgisindeki Cafer Seyitahmet, beraberindeki öğretmenler ve arkadaşları Kırım’ı tekrar terk ederek kaçarlar. Daha sonra Vrangler komutasındaki Beyaz Ordunun Kırım’ı ele geçirmesi ve ondan sonra tekrar Bolşeviklerin iktidara gelmesi sürecinde Milli Fırka’nın sol kanadı Kırım’ı terk etmeyerek işgalcilere karşı Kırım’ı savunur. 1924’te kurulan Leninci Kırım Sosyalist Cumhuriyeti Başkanı Veli İbrahim, Milli Fırka’nın sol kanadının politikasını hayata geçirir. Lenin sonrası Stalin döneminde milli komunistlerin tasfiyesiyle birlikte Sultan Galiyev ve arkadaşları Kazan’da, Türkistan’da tasfiye edildiği gibi Kırım’da da tasfiye edilmiştir. Veli İbrahim de Numan Çelebi gibi kurşuna dizilerek Kırım Tatarları için ant ettiği şekilde ölmüştür. “Ant etkemen Tatarlık için ölmege” sözünü yerine getirmişlerdir. 1944 yılında Tatarların en büyük felaketi Kırım sürgünü olmuştur. Kırım sürgünü, Rusların Kırım’dan Tatarlığı sürme politikasının sonucudur. Bu politikayı anlamadan günümüzdeki Avrasyacılığı anlayamadığımız gibi, Stalinciliği de anlayamayız. Günümüzde Stalinci politikanın en yakın takipçisi olan Putin’in var oluşu ve egemen oluşu daha önce de vurguladığım gibi Tatar politikasının önündeki en önemli açmazlardan biri olarak karşımızda durmaktadır. Tarihsel süreci yalınlaştırarak analiz ettikten sonra günümüzdeki durumu bu perspektifte ele alıp 1944 sürgününe dönmemiz gerekmektedir. 1944 sürgünü Tatarların yaşadığı bir soykırımla sınırlı olmayıp, günümüz küresel politikasını anlayabilmemiz için başlangıç noktasını oluşturacaktır. Özellikle imparatorluk ile enerji imparatorluğu Rusya arasındaki çatışmayı, daha evrensel bir dille küreselleşme ile Avrasyacılık arasındaki çatışmayı bu perspektifte ele alarak Kırım özelinden küresel çözüm önerilerine gitmemiz sağlam bir nirengi noktası olacaktır. Önümüzdeki yazıda 44 sürgünü sonrası küresel yumuşamayla birlikte Tatarların 90’lı yıllarda Kırım’a dönüşü ve önümüzdeki dönemde yeni bir sürgünün sinyalleri ele alınacaktır.
|