|
Kemal Kerinçsiz |
Savcıların yapması gerekeni biz yapıyoruz TÜRKSOLU: Bir avukat olarak hukuk mücadelesi veriyorsunuz. İktidar odakları, basın kuruluşları ve büyük medya sizin bu mücadelenizi karalıyor. Kısa ve net olarak bu hukuk mücadelenizin amacı nedir? KEMAL KERİNÇSİZ: Bazıları diyor ki bu işleri sizlerin yapmaması gerekir. Misal olarak verirsek Lagendjik’in şikayeti, Orhan Pamuk’un Ordu’ya hakaretleri, Hrant Dink’in Türklüğe hakaretleri ve buna benzer birçok davayı, belki de yirminin üzerinde davayı takip etmek durumuyla karşı karşıyayız. Maalesef eğer görevliler ortaya çıkmazsa, eğer Türkiye Cumhuriyeti’ni korumakla, kollamakla görevli olan Cumhuriyet savcıları kendilerini bu hadiseyle görevli addedip bu soruşturmaları yapmazlarsa, elbette bu vatanın ekmeğini yiyen Türk evlatları, Türk hukukçuları çıkacaktır. TÜRKSOLU: O zaman siz bunun esas Cumhuriyet savcılarının üzerinde bir görev olduğunu söylüyorsunuz. Örneğin Ermeni Konferansı’nın iptaline karar veren mahkeme üyeleri sürgün edildi ve mahkeme dairesi adeta kapatıldı. Şu anda Türkiye’de bağımsız bir yargı var diyebilir miyiz? KEMAL KERİNÇSİZ: Mümkün değil! Bakın işi şu boyutuyla ele almak lazım: Bugün ülkemiz her yönüyle işgal altında. İşgali sadece askeri işgal olarak algılamamak gerekir. Bu işgal hukuk alanında da vardır. Tabi bunun en önemli hadiselerinden bir tanesi Türkiye Cumhuriyeti’nin ideolojisinin, Atatürk’ün kurucu ideoloji olarak saptadığı Türk ulusalcılığının, milliyetçiliğinin, sistemin tasfiyesi çalışmaları var. Bu tasfiye çalışmaları sadece bugünün ve dünün meselesi değil. Belki de yaklaşık 60-70 yılın meselesi. Atatürk’ün ölümünden sonra hemen bu sistem tasfiyecileri, toplum mühendisleri göreve geçmişler ve adım adım bu noktaya kadar getirmişler. Ama son üç yıllık tasfiyenin boyutları artık öyle bir noktaya gelmiştir ki, devlet sistemi kökünden sarsılma noktasına gelmiştir. Çünkü devleti oluşturan güç ve erkleri tek bir elde toplama gayretine gidilmiştir. Yasama, yürütme ve bunun arkasından ekonomi, basın, görsel medya tek bir elde toplanma gayretiyle karşı karşıya kalmıştır. Amaç, son Kemalist direniş noktasını tasfiye etmek Bütün bunların arasında son dönemde yargıda bir direniş vardır. Yargıdaki bu direnişi de kırma noktasına gelmişlerdir. Yargıdaki unsurlar bugüne kadar umumiyetle Kemalist ideolojiden, Atatürkçü düşünceden çok sapma göstermemişlerdir. Mümkün mertebe sistemi koruma gayretine gitmişlerdir. Vermiş oldukları kararlarda hep bunu gözlemlemişizdir. Dışarıdan destekli AKP iktidarı özellikle bu noktada, hesaplaşacağı erk ve güç olarak elbette yargıyı hedeflemiştir. Biz sondan başa doğru gittiğimizde Ağca meselesinde, Lagendjik meselesinde, Orhan Pamuk meselesinde, Ermeni Konferansı meselesinde doğrudan doğruya siyasi iktidarın yargıya yapmış olduğu müdahaleleri, bu sürecin başladığının bir işareti olarak görüyoruz. Ve bu, yılın sonuna doğru bir yıllık süre içerisinde yargının tamamen ele geçirileceği kanaatini bizlerde hakim duruma getirmiştir.
Yargıda mutlaka reform gereklidir diyorlar. Tabi bunların reform anlayışıyla kastettikleri aslında az önce söylediğimiz gibi ilk olarak Atatürkçü düşüncenin tasfiyesi, ikincisi ise kadrolaşmadır. Kadrolaşmadaki esas gaye de bu üç yıllık süreç içerisinde yapmış oldukları ve birçoğu Yüce Divanlık olan suçtan aklanmalarının yolunu ve tezgahını kurmaktır. Bu amaç doğrultusunda da belli bir tarikatın mensupları özellikle yargıda tam bir yuvalanmanın eşiğine gelmişlerdir. Özellikle son dönemde 500’ün üzerinde alınan Adalet Müfettişlerinin kimler olduğunu iyi takip ve tespit etmek gerekir. Mesleki olarak 25 yıl, 30 yıl, 35 yılını doldurmuş olan tecrübeli hakimler, Ağır Ceza reisleri, Ticaret Mahkemelerinin başkanları ve birtakım özel mahkemelerde uzun yıllardan bu yana tecrübe kazanmış olan, Türkiye Cumhuriyeti’nin sistemini savunmuş olan hakimler ya emekli edilmek suretiyle veya haklarında olur olmadık soruşturmalar açtırılarak zorla emekliliğe mecbur edilmek suretiyle görevi bırakma noktasına getirildiklerini hep birlikte gözlemliyoruz. Bakın bunlar, Türk hukuk sisteminde uygulayıcıları ayıklayacak. Bugüne kadar Atatürk’ün getirdiği sitemi savunan, senle problemi olmayan insanları ayıklayıp şu andaki o küresel güçlere hizmet edebilecek, o sermaye sınıfını burada savunabilecek insanları görev başına getirecekler. İşte uygulamak istedikleri gerçek amaç da bu. Reform değil kadrolaşmak. TÜRKSOLU: Sizin yaptığınız mücadeleye yönelik bir eleştiri de, atmış olduğunuz adımların hukuka uygun olmasına rağmen bugün AB’yi engellediği, AB’yi ve AB’deki sözde Türk dostlarını incittiği şeklinde. Sizin kişisel görüşünüz nedir? Bu etkinlikler AB’yi engellesin ister misiniz? Gerçek faşist düzeni AB ve işbirlikçileri kuruyor KEMAL KERİNÇSİZ: Şimdi öncelikle yapmış olduğumuz hadiselerin tamamen gerici, yobaz, ırkçı, faşist bir anlayışın ürünü olarak topluma yansıtılması anlayışını şiddetle reddediyoruz. Çünkü yapmış olduğumuz hadiselerin tamamı Anayasa’nın 36. maddesinde bütün yurttaşlara tanınmış bulunan hak arama özgürlüğünün kullanımıdır. Biz bunları yaparken şiddete müracaat ediyor muyuz? Asla! Peki, üçüncü şahısların hak ve hukukunu ihlal ediyor muyuz? Yine asla! Küfür, hakaret, aşağılama kullanıyor muyuz? Asla! Peki, kendilerine tanıdıkları hak ve özgürlüğü neden bizlere çok görüyorlar? Biz de doğrudan doğruya Anayasa’nın bizlere verdiği dilekçe verme hakkını kullanıyoruz. O takdirde bizim yaptığımızın diğerlerinden farkı ne? Yani onların yaptıklarından farkı ne? Aslında bu, bizi eleştirenlerin gerek demokrasiyi gerekse hukukun üstünlüğünü tamamen elitler demokrasisi ve elitler hukuku olarak algılamalarından kaynaklanmaktadır. Onların istediği, insan hak ve özgürlüklerinin herkese uygulanması değil, onların istedikleri gerçek demokrasi değil. Onların istedikleri demokrasi sadece belli sayıda, standartta ve belli sınıftaki kişilere uygulanması istenilen hak ve özgürlükler. Her şey kendileri için. Başkası için değil. İşte bu elitler demokrasisini savunan insanlar aslında gerçek demokrasi ile ilgileri olmayan insanlardır. Hukuku da aynı şekilde elitler hukuku olarak görmek istiyorlar. Kendilerine her şey serbest, her türlü hakareti yapabilirler. Hatta milletin değerleri ile bile oynayabilirler. Ama kendilerinin dışındaki insanlara hak arama özgürlüğünü dahi vermezler. Oligarşik düzeni kuranlar, gerçek faşist düzeni savunanlar onlardır. Biz bilakis gerçek halk demokrasisini savunan insanlar olarak mücadele veriyoruz. Bunun neticesine nereden varıyoruz? Kendileri lütfen o köşelerinden çıksınlar, halkın içerisine insinler! Kendilerinin savunduklarının ne kadar savunulduğunu ne kadar savunulmadığını, ne kadar eleştirildiğini çok açık bir şekilde görecekler. Eleştirinin doğrudan doğruya maksatlı, AB beslemeli yazarlardan geldiği apaçık. AB sürecine engel oluyarsak ne mutlu bize Avrupa Birliği konusuna gelince… Hukukçular Birliği olarak üyelerimizin hemen hemen tamamıyla Avrupa Birliği hayalinin boş bir hayal olduğuna, doğrudan doğruya Avrupa Birliği’nin bir Sevr dayatması olduğuna, Türkiye’nin parçalanma projesi olduğuna inanıyoruz. Bizim için gelecek veya ülkenin refahı kesinlikle Avrupa Birliği’nde değil. Alınma noktasında da yine Avrupalıların samimi olmadığı kanaatindeyiz. Nitekim özellikle dayatılan meselelerden şunlara dikkat ettiğimizde, bakın bize kriter olarak getirilenlerin tamamı hemen hemen siyasi. Kopenhag Kriterleri’nin hiçbirinde, bizlere dayatılan o dayatmaların hiçbirini göremiyoruz. Örneğin sözde Ermeni soykırımı, Kıbrıs, etnik bölücülük, mezhep bölücülüğü, Ek Protokol, Ruhban Okulu, Ege’deki fır hattı, kıta sahanlığı, Çanakkale Boğazı, İstanbul Boğazı’na özel statü kazandırılması, GAP sularına özel statü kazandırılması, Patrikhanenin ekümenik kazanması ve bunun hemen arkasından yine peyderpeyi çıkan Orhan Pamuk davaları, Hrant Dink meseleleri... İnsan hak ve özgürlükleri adı altında bütün bunlar bizlere dayatılıyor. Peki, o zaman şunu sormak lazım: Gerçekten bizim meselelerimiz bunlar mı? Asla değil! Türkiye tüm halk kesimleri, işçi sınıfı, köylü sınıfı,tüm meslek gruplarının temsil edileceği gerçek bir halk demokrassine ulaşmalı. Ha, onun dışında bir demokrasi isterseniz, istediğiniz buradaki bir avuç Avrupa Birliği beslemelerinin demokrasisidir. O da az önce söylediğimiz gibi elitler demokrasisinden başka, yalancı demokrasiden başka bir şey değildir. Bütün bunları dikkate aldığımızda aslında Avrupa Birliği’nin bizden istediği, gerçek demokrasinin kurulması değil, doğrudan doğruya parçalanmamız, doğrudan doğruya federalizmdir. Bunun son üç yıllık gelişmelerle büyük bir ivme kazandığını görmekteyiz. Eğer bu çalışmalarımız Avrupa Birliği karşıtlığı konusunda gerçek bir engel olarak karşılarına çıkarsa biz bundan sevinç ve mutluluk duyarız. Ama biz bunları yaparken Avrupa Birliği’nin önü engellensin diye değil, doğrudan doğruya milli değerlerimize, sistemimize yapılan saldırıları bertaraf etmek için yapıyoruz. Ama tabi bütün bu davanın, bütün bu mücadelenin siyasi sonuçları olacak. TÜRKSOLU: Şimdi bir 301. madde tartışması var. Türkiye’de yasama organı Avrupa’nın istediği şekilde son 5-10 yıldır bütün kanunları çıkarıyor. Örneğin 80 yıldır yürürlükte olan, haklı, haksız birçok kişiye uygulanmış olan idam yasası 30.000 kişinin katili için kaldırılıyor. Ardından neler yaşandığını görüyoruz. Şimdi terörist başının neredeyse yeniden yargılanması noktasına gelindi. 301. madde kalksın diyorlar, kalksa ne olur diyorlar? Bu ülkede bir kişiye bile hakaret suç iken bir millete hakaret suç olmasın deniyor. 301. madde kalksa sizce ne olur? 301. maddenin boşluğunu dolduracak bir madde var mı? 301 kalkarsa Anayasa temelsiz kalır, Türkiye bölünür KEMAL KERİNÇSİZ: 301. maddeyi kaldırmaya güçleri yetmez. Neden yetmez? Çünkü hukuk, yaşayan bir organizmadır. Siz o organizmaya daraltılmış bir elbise giydiremezsiniz, patlar, atar. 301. maddeyi kaldırdıkları takdirde neler olabileceğini size söyleyeyim. 301 kaldırıldığı takdirde öncelikle Türklüğün aleyhine her türlü politikalar gerçekleştirilebilir. Bunların en başında Türkiye’yi sıkıştırabilecek mesele, sözde Ermeni soykırımı meselesidir. Devlet üniversitesinde yapılmak istendi bu. Bunlardan bir tanesine engel olduk. En azından vakıf üniversitelerine kaydırıldı. 301 kalkarsa bu tartışmalar Türkiye’nin her sathında, her organında hatta devlet katında da yapılmaya başlanacak ve tartışmanın arkasından tanıma gelecek. Tanımanın akabinde toprak ve tazminat taleplerinin geleceği gün gibi aşikar. İki gün önce Ermenistan Meclis Başkanı çok net bir biçimde “bizim toprak taleplerimiz henüz yok ama bunu sadece erteliyoruz. İstikbalde olmayacak anlamına gelmez” diye bir beyan verdi. Net bir şekilde istikbalde toprak taleplerinin olabileceğini söyledi. Şimdi siz 301’i kaldırdığınız takdirde, sözde Ermeni soykırımı önümüze bir kabus gibi çökecektir. Olmayan bir soykırım Türk Milleti’ne dayatılacak. Kıbrıs meselesinin çok daha ötesinde ağır meselelerle karşılaşacağız. İkinci bir mesele bakın, daha dün Avrupa Birliği’nden bir dayatma daha geldi. Uluslararası Ceza Yargılama Hukuku Meclis’te onaylansın dendi. Peki, daha önce ne oldu? Hükümet kabul etti. Peki, bunu biz kabul edersek ne olacak? Uluslararası Ceza Yargılaması Hukuku Antlaşması’nı kabul ettiğiniz takdirde Güneydoğu’da 25-30 yıldan bu yana mücadele eden bütün komutanlarımız tamamen uydurma fiillerle, birtakım komplolarla, uydurma olaylarla gündeme getirilecek ve yargılanmalarının yolu açılacak. Bu nedir? Bu aslında Ordu’nun Güneydoğu’daki mücadelesinin kesilmesidir. Yapılmak istenen de budur. İşte 301’i kaldırdığımız takdirde önü açılacak olaylardan bir tanesi de bu olacaktır. 301’le beraber 302, 305, 288. maddeler aslında Türkiye Cumhuriyeti’nin ideolojisinin temel ayaklarıdır. Türk Ceza Kanunu’na yansımalarıdır, sacayaklarıdır. Siz bu hükümleri kaldırdığınız takdirde, bir kısmını uygulanamaz hale getirdiğinizde, yani elbiseyi daralttığınızda Türkiye Cumhuriyeti Anayasası’nın 1, 2 ve 3. maddelerinin içini boşaltmış olacaksınız ve bu maddelere aykırı davranmak ceza olmaktan çıkacaktır. O zaman neyin önü açılacaktır? Bu maddelerin değişikliği gündeme gelecektir. Yani egemenliğin paylaşımı. O yüzden biz net olarak söylüyoruz: 301. madde, 305. madde Türk Devleti’nin ve milletinin milli egemenliğine eşit ve onu koruyan maddelerden ibarettir. O yüzden bugünkü siyasi iktidarın bu maddeleri değiştirmeye gücü asla yetmeyecektir! Buyursunlar, kendilerine söylüyoruz. Hodri meydan! Bu maddeleri kaldırsınlar. Yani bunlar sistemin sigorta maddeleridir ve bu maddeler sadece bizim ceza kanunumuzda değil, Avrupa’nın bütün ceza kanunlarında, İtalya’da, Fransa’da, Almanya’da, Polonya’da var. 72 milyon milletin içinde 72 kişilik bir avuç grup Ha, uygulama konusunda da hiç de bu kadar gürültü-patırtıya yol açabilecek seviyede ve sayıda dava açılmamıştır. Altıncı aydan bu yana açılan dava sayısı 72’dir. 72 milyonluk ülkede 72 tane davanın açılması o kadar komiktir ki… TÜRKSOLU: Bunlar da bir avuç insan… Aynı kesim insan için bütün bu 72 dava. KEMAL KERİNÇSİZ: Evet aynı kesimlerdir. Bunların görevleri de doğrudan doğruya Avrupa Birliği’nden almış oldukları fonlardan istifade ederek Türk Milleti’ne, milletin değerlerine küfür ve hakaret etmektir. Amaçları doğrudan doğruya ülkeyi açık sömürge haline getirmektir, açık pazar haline getirmektir, mandater rejimi uygulamaktır, küresel emperyalizmin hizmetine sokmaktır. Bu anlayışı adeta 1920 öncesinin Sevr anlayışında da görüyoruz. O zamanki mütareke aydınları ile hemen hemen aynı şeyleri düşünen, onların o gün savundukları fikirleri bugün savunan insanlar olarak karşımıza çıkıyorlar. Yani bir avuç insan diyoruz. Nitekim 301. maddenin kaldırılmasına ilişkin bildirgeyi imzalayan sözde aydın sayısı 169’du zannediyorum. Bütün bu mesele 169, bilemedin 200 kişi arasında bir münakaşadan başka bir şey değildir. TÜRKSOLU: Tarihimizde bir Boğazlayan Kaymakamı faciası var. Ermenilerin alkışları altında idam edilen bir Türk yurtseveri, milliyetçisi. Yani bu maddelerin kaldırılması Türk hukuk sisteminin sömürge hukuk sistemine gidişi mi başlatacaktır? KEMAL KERİNÇSİZ: Kesinlikle! Yani artık şu aşamada mahkemelerimiz ve adliyelerimiz adeta eski konsolosluk mahkemelerine dönüştürülmeye çalışılıyor. Bakın, 1920 öncesinde suç işleyen yabancılar veya azınlıklar Türk mahkemelerinde yargılanamazdı. Maalesef oradaki konsolosluk mahkemelerinde yargılanırdı. Adam öldürenler bile çok rahatlıkla serbest bırakılabilirdi. Bugün 301’in kaldırılmasını savunanlar, o dönem o konsolosluk mahkemelerini savunan insanlardır. Aynı sistem getirilmeye çalışılıyor. Yani sömürge hukuku. Bunun teşekkülü için bir gayret vardır. TÜRKSOLU: Aslında sizin yaptığınız çok olağandışı bir şey değil. Sıradan bir vatandaşın da dilekçe verme hakkı, şikayette bulunma hakkı var. Sizin Türk vatandaşlarına, kendini Türk hisseden insanlara önereceğiniz hukuksal yol nedir? KEMAL KERİNÇSİZ: Şimdi bizim Türk hukukçuları olarak yapmış olduğumuz eylemlere bakıldığında, bir kısmı normal vatandaşların yapabileceği basitlikte, dilekçe verme gibi eylemlerdir. 36. maddedeki hakkımızı kullanmaktan ibarettir. Tabi, bizim Türk hukukçuları olarak yaptığımız mesele sadece bu değil. Çok basitinden söyleyeyim: Galataport ihalesinin feshinden Tüpraş’ın hisselerinin Sami Ofer’e devrinden tutun da, Patrikhane, Ruhban Okulu meselelerine, Kerkük-Musul meselelerinden tutun da Dağlık Karabağ meselelerine kadar Türk’ün her meselesinde Türk Hukukçuları gerçekten çok olumlu görev yapmaktadırlar. Ama ortada bir gerçek var: Gerçekten bu meselelere sadece bir avuç hukukçunun sahip çıkması yeterli değil. Milletin her ferdi Orhan Pamuk’tan hesap sorabilir Başarıya ulaşmak için tüm bu meselelere Türk Milleti’nin, Türk Ulusu’nun topyekün sahiplenmesi zaruridir. Bakın en başında söylediğimiz basit dilekçe verme hakkını vatandaşlarımız pekala kullanabilirler. Cumhuriyet Savcılıklarına bulundukları yerlerden milli değerlere yapılan saldırılara ses çıkarmayıp, ki bugün basından, televizyondan çok rahat takip edebileceğimiz bir aşamaya geldik. Hukukumuzun her gün birtakım besleme insanlar tarafından, birtakım kendisini aydın görüp bizim mütareke aydını dediğimiz insanlar tarafından, sömürgeci güçler tarafından, emperyal güçler tarafından çiğnendiğini görüyoruz. Eğer biz vatandaş olarak bunlarla mücadele etmeye karar vermişsek yapabileceğimiz şey çok basit: Bulunduğumuz yerdeki resmi makamlara verebileceğimiz bir dilekçe ile en azından bu mücadeleye katkıda bulunmak. Bakın önümüzde birkaç günlük süre içerisinde çok önemli bir projemiz var. Özellikle sözde Ermeni soykırımının kabus gibi ülkemize çökeceğinin kanaatindeyiz. Önümüzdeki iki-üç yıllık süre içerisinde Türkiye bu meseleden başka bir mesele ile uğraşamayacak. Siyasi alanda, uluslararası alanda, bu arenada bu mesele yüzünden sıkıştırılma, taviz verme ve hatta çökertilme aşamasına kadar gidilecek. Adeta 1920’de yaşadığımız o Büyük Ermenistan hayali, Büyük Kürdistan hayali birlikte tek bir proje olarak gündeme getiriliyor, aslında iki ayrı proje değil. Nasıl Sevr’de tek bir proje ise, o dayatma yine aynı küresel güçler tarafından bugün de önümüze getiriliyor. Bizim burada yapmamız gereken çok önemli bir mesele var. Hangisi? Biz Erzurum’da ve Kars’ta Ermeni mezalimine uğramış, orada şehit olmuş, katledilmiş vatandaşlarımızın varisi olan, hâlâ yaşayan 2 vatandaşımızın adına ve Güneydoğu’da şehit olmuş askerlerimizin, polislerimizin, vatandaşlarımızın aileleri adına yine iki vatandaşımızı seçtik. Bunların adına Orhan Pamuk’a bir dava açıyoruz. Bütün bu organizasyonu oluşturduk. Muhtemelen bu davamızı pazartesi günü açacağız. Bu davaya bütün milletimizden müdahale talebinde bulunacağız, Çünkü biliyorsunuz geçmiş Orhan Pamuk davasında usul sebepleriyle dava düşürülmüştü. Yani esasa girilmesi engellenmişti. Esasa girmeyi hükümet güçleri engellemişti, siyasi iktidar engellemişti. Sebebi hikmeti şuydu: Eğer o davada Pamuk mahkum olmuş olsaydı, ağabeyleri olan küresel güçlere, Avrupa Birliği’ne ne diyeceklerdi? Sözde Ermeni soykırımını savunan iç ve dış Ermeni diasporasına ne diyeceklerdi? İşte bu yeni davayla biz bu meseleyi diri tutmak , hem kamuoyunu oluşturmak, hem milli değerlere sahip çıkmak hem dışarıya karşı elimizi güçlendirmek amacıyla bu davayı açacağız. Bu belki de Türkiye’nin, asrın davası haline gelecek. Dava açıldıktan sonra tüm milletimiz müdahil olmalı bu mücadeleye sahip çıkmalıdır. İnşallah bu davada başarılı olacağız. |